‘Man in the Dark’ (Karanlıktaki Adam) adlı romanı yakında piyasaya çıkacak olan ünlü yazar Paul Auster, 1968 olaylarının 40. yıldönümü vesilesiyle kaleme aldığı makalesinde kendi 1968 anılarını anlattı. International Herald Tribune gazetesinde yer alan makalenin çevirisini sunuyoruz.
* * *
Yılların yılıydı, çılgınlıklar yılıydı; ateş, kan ve ölüm yılıydı. Yirmi bir yaşına yeni basmıştım ve ben de diğer herkes kadar çılgındım.
Vietnam’da yarım milyon Amerikan askeri vardı, Martin Luther King henüz katledilmişti, Amerika’nın her yerinde şehirler alev almış yanıyordu, ve sanki dünya kıyamete doğru ilerlemekteydi.
Hayat oyununda bana dağıtılan iskambil kartlarına bakıldığında ‘çılgın’ olmak en akıllıca hareketmiş gibi görünüyordu –1968 yılında bütün genç erkeklere aynı iskambil kartları dağıtılmıştı. Okuldan mezun olduğum anda askere alınacaktım ve varlığımın derinliklerine kadar tiksindiğim bir savaşa katılacaktım. Geleceğimin sadece iki seçeneğe bağlı olduğunu biliyordum: Hapis veya sürgün.
Şiddete eğilimli biri değildim. Şimdi o günleri tekrar düşünürken görüyorum ki sessiz ve kitaplarına düşkün bir çocuktum, kendime nasıl yazar olacağımı öğretmeye çabalıyordum, Columbia Üniversitesinde edebiyat ve felsefe derslerine dalmıştım. Savaş karşıtı yürüyüşlere katılmıştım ama kampüste herhangi bir politik organizasyonun aktif bir üyesi değildim. Kitaplarımı okumak, şiirlerimi yazmak ve West End barında arkadaşlarımla içki içmek istiyordum sadece.
40 yıl önce bugün Columbia üniversitesi kampüsünde bir protesto gösterisi düzenlendi. Protesto konusu savaşla ilgili değildi, Morningside parkında üniversitenin inşa ettireceği bir spor salonuyla ilgiliydi. Columbia Üniversitesi (çoğunluğu siyah olan) mahalle halkının binaya girişi için ayrı bir kapı yaptırmak istediği için inşaat planı hem haksız hem de ırkçıydı. Ama benim protestoya katılma nedenim spor salonu değildi.
Oraya gittim çünkü çılgındım, ciğerlerime işlemiş olan Vietnam zehirinden ötürü çılgındım ve o öğleden sonra kampüs merkezinde toplanan yüzlerce öğrenci de spor salonunun inşasını protesto etmek için değil çılgınlıklarını ortaya dökmek için toplanmıştı. Bir tepki vermek, herhangi bir tepki vermek için. Ve hepimiz de Columbia öğrencileri olduğumuz için niçin
Columbia’ya taş atmayalım? Columbia (o zamanlar) askeri müteahhitlerin karlı araştırma projeleriyle meşguldü ve Vietnam’daki savaş çabalarına katkıda bulunuyordu ne de olsa?
Birbiri ardına sinirli nutuklar atıldı ve öfkeli kalabalık bundan cesaret aldı ve sonra birisi çıkıp hepimizin inşaat alanına gitmemizi ve yoldan geçenleri engellemek için oraya dikilmiş olan zincir çitini yıkıp indirmemizi önerdi. Kalabalık bu fikri mükemmel buldu ve oraya gitti, bağırıp çağıran çılgın öğrencilerden oluşan bir grup Columbia kampüsünden çıktı ve Morningside parkına yöneldi. Bu durum benim için çok şaşırtıcıydı çünkü ben de onların arasındaydım. Hayatının geri kalan kısmında bir odada oturup kitap yazmayı planlayan o sessiz çocuğa ne olmuştu böyle? Şimdi bir çitin yıkılmasına yardım etmekeydi. Kendisi gibi onlarca gençle birlikte çitlere asıldı, çekti ve itti bu çocuk ve gerçeği söylemek gerekirse bu çılgın ve yıkıcı eylemde büyük bir tatmin duygusu buldu.
Parktaki olaydan sonra kampüs binaları bir hafta boyunca işgal edildi. Matematik binasındaydım ve oturma eylemindeydim. Columbia öğrencileri greve gitmişti. Biz kendi toplantımızı kapalı mekan içinde sakince sürdürürken grev yandaşları ve greve karşı olanların sloganları kampüsü sarstı durdu. Bir grup geliyor, diğeri gidiyordu. 30 Nisan gecesi Columbia üniversitesi yönetiminin sabrı tükendi ve içeri polisi çağırdı. Eylemler polis zoruyla bastırıldı. Öteki 700 kişiyle birlikte ben de tutuklandım, saçlarımdan çekilerek polis arabasına bindirildim. Bir polis postalıyla elimi ezdi. Ama hiç pişman değildim. Dava için üstüme düşeni yapmış olmaktan dolayı gururluydum. Hem çılgın hem gururluydum.
Neyi başardık? Hemen hiç bir şey. Spor salonu projesi sekteye uğramıştı ama asıl mesele Vietnam’dı ve savaş yedi korkunç yıl daha sürdü. Özel bir kuruma saldırarak hükümet politikalarını değiştiremezsiniz. Yılların yılında 1968 Mayıs’ında Fransız öğrenciler harekete geçtiklerinde doğrudan ulusal hükümeti hedef aldılar çünkü onların üniversiteleri kamu üniversiteleriydi, Eğitim bakanlığının kontrolü altındaydı, ve onların başlattıkları şey Fransa’da hayatı değiştirdi. Columbia’daki bizler ise güçsüzdük, ve bizim küçük devrimimiz sembolik bir hareketten başka bir şey değildi. Ama sembolik hareketler boş hareketler değildir, o zamanın şartlarını göz önüne alacak olursanız, elimizden geleni yapmıştık.
Bugünkü durumla karşılaştırma yapmak konusunda tereddütteyim ve o yüzden bu bir parçacık anıyı ‘Irak’ kelimesiyle bitirmeyeceğim. Artık 61 yaşımdayım ama o ateş ve kan yılından bu yana düşüncelerim pek de değişmedi. Ve bu odada elimde kalemle yalnız başıma oturmuş haldeyken hala çılgın olduğumu, belki her zamankinden daha çılgın olduğumu farkediyorum.
|
EN ÇOK OKUNAN 68 KUŞAĞI HABERLERİ
|
|






