Anayasa Mahkemesi'ne sunulan savunmada laikliği "yaşam biçimi" olarak tanımlamanın beraberinde çok ciddi siyasi ve toplumsal sorunlar doğurabileceğine dikkat çekildi. Savunmada şöyle denildi:
“Laiklik 'yaşam biçimi' olarak tanımlandığı zaman, otomatik olarak farklı yaşam biçimlerinden biri tercih edilmiş olacaktır. O zaman sorulması gereken soru 'hangi yaşam biçimi laik yaşam biçimidir?' sorusu olacaktır. İddianamede yer alan tanım 'bir uygar yaşam biçimi' vurgusunu yapmaktadır. O zaman hemen 'uygar olmayan yaşam biçimleri'ni 'laik yaşam biçimleri'nin karşısına koymamız gerekecektir."
AKP’ye göre laikliğin bir yaşam biçimi olmadığı, tersine farklı yaşam biçimlerini bir arada ve barış içinde yaşatan prensibin adı olduğu kaydedilen savunmada, “Laikliği 'yaşam biçimi' olarak tanımlamak Anayasamıza da aykırıdır. Anayasa, farklı yaşam biçimlerinin yan yana yaşayabileceği özgürlükleri garanti altına alırken, devleti bu konuda tarafsız olmaya zorlamaktadır" denildi. İddianamede laikliğin pozitivist ve rasyonalist bir felsefi inanç olarak tanımlandığı ve savunulduğu belirtilen esas savunmada, laikliğin bir felsefi inanç olmadığı da kaydedildi.
Savunmada şöyle denildi:
“İddianamede yer alan şu cümle, laikliği anayasal prensip olarak sahip olduğu güçlü konumdan uzaklaştırmakta, felsefi tartışmaların tüketiciliğine hapsetmektedir: ’Demokrasiye geçişin de aracı olan lâiklik, Türkiye’nin yaşam felsefesidir’ Laiklik bir yaşam felsefesi olamaz. Laikliği ‘yaşam felsefesi’ olarak tanımlamak onu felsefe dünyasının labirentlerinde kaybetmeye yol açar. Oysa laikliğin açık ve sağlam bir hukuk prensibi olarak herkesin anlayacağı ve uyacağı şekilde varlığını sürdürmesi gerekir.”
|
EN ÇOK OKUNAN AKP DAVASI HABERLERİ
|
|






