Geleneklerinden taviz vermeksizin toplumsal gelişim sağladığı iddia edilen ve bu açıdan muhafazakar toplumlara örnek gösterilen Japonya’da dini değerler giderek çözülüyor.
Aslında din konusunda Japonların son derece rahat davrandığı ve üzerlerinde herhangi bir dinsel baskı hissetmediği zaten bilinen bir gerçek. Yeni yıl kutlamaları için önce Budist tapınaklarına, birkaç saat sonra da Şinto tapınaklarına gitmekte bir çelişki görmüyorlar. Düğünler için de aynı durum söz konusu.
Cenazelere gelince durum biraz değişiyor: Cenazelerini kaldırırken Japonlar Budist geleneklerine sıkı şekilde uymaktalar. Hatta bu yüzden ‘cenaze Budizmi’ diye bir deyim bile kullanılır olmuş durumda. Ama bu deyimin işaret ettiği asıl gerçek, Budizmin artık yaşayan insanlara değil ölülere göre bir din olduğu.
700 yıllık Zuikoji tapınağının baş rahibi Ryoko Mori “Artık insanlar Budizmin, insanın ruhsal ihtiyaçlarına cevap vermediğini düşünüyorlar..” diyor “..Eğer Japon Budizmi hemen harekete geçip bir şeyler yapmazsa ölüp gidecek.”
Japonya genelinde Budizmin karşılaştığı sorunların bir kısmı diğer zengin ülkelerdeki dinsel kurumların karşılaştığı sorunlara benziyor. Bir kısım sorunlar ise Budizmin kendi yapısına özgü sorunlar.
Budist keşişlerin sayısı azalırken, tapınakların geçinebilmesi için ayrılan kaynaklar da giderek azalıyor. Çünkü kırsal kesimde cemaat, tapınaklara artık sadece cenazeler için giderken, şehirlerde ise insanlar cenazelerini kaldırmak için bile giderek başka seçeneklere yönelmiş durumda.
Genç nesil artık dinsel ritüellere zaman ayıracak durumda değil. Yaşlı insanlar zamanla vefat ettikçe de tapınaklara devam eden cemaatin sayısı hızla düşüyor. İlerleyen yıllarda Japonya’nın kırsal kesimlerinde pek çok Budist tapınağının kaynaksızlıktan ve cemaat yokluğundan kapanacağı tahmin ediliyor.
Japonya’da yüzyıllardır süregelen Budist geleneğinde, tapınağın başrahipliği babadan oğula geçerek devam ederdi. Ortalama bir tapınak rahibi, kendi etrafındaki 300 kadar haneye dini hizmet götürürdü.
Japonya Kültürel İşler Dairesi’nin verilerine göre 2000 ile 2006 yılları arasında Japonya’da binden fazla tapınak kapandı. Cemaatin katkıları ise var olan tapınakları geçindirmeye yetmediği için rahipler başka işlerde çalışmak zorunda kalıyor. Kimi tapınaklar yaşlılar ve hastalar için bakımevleri işletirken, kimi keşişler de çeşitli kamu kuruluşlarında memur olarak çalışıyor.
Böyle bir durumda, herhangi bir tapınakta görev yapan başrahip öldüğünde yerine geçecek başka bir rahip bulmak da giderek zorlaşmakta.
Doshoji’deki tapınağın 59 yaşındaki başrahibi Jokan Takahashi “Benim oğlum, bu tapınağın dışında da bir dünya olduğunu öğrenerek büyüdü ve burada kendini özgür hissetmediğini söyledi. Oğlum şimdi 28 yaşında, şehirde bir şirkette çalışıyor. Benden sonra tapınağın başrahibi olmak istediğini sanmıyorum” diyor.
Tokyo Teknoloji Ensititüsü’nde Antropolog olan çalışan Noriyuki Ueda, şehirlerde cenazelerin artık krematoryumlarda yakılması nedeniyle Budist rahiplerin yakın gelecekte cenaze işlerinden tamamen çekileceğini söylüyor. Oysa cenaze hizmetleri Japonya’daki Budizmin son dayanak noktası durumunda.
Kimilerine göre Japonya’da Budizm asıl kredibilitesini İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yitirdi. Savaş sırasında orduyla yakın bağlar geliştiren Budist rahipler, savaşta ölen askerleri destekliyor ve ‘şehadet’ kavramını yüceltiyorlardı.
Şehitler için para karşılığında ‘Budist isimleri’ parayla satan rahipler, böylece bir tür ‘kutsallık ticareti’ yapmış oldular. Bu hizmet için para alıp makbuz veren, kendi cemaat üyelerine % 10 indirim yapan tapınak rahipleri bile vardı. Oysa Budizmin esası parayla pulla ilgili değildi.
Gelişip modernleşirken kendi geleneklerinden vazgeçmeyen bir halk olduğu için Japonları hep örnek alındı. Onlara saygı ve hayranlık duyduk. Anlaşılıyor ki sosyoloji biliminin yasaları Japonya’da da hükmünü sürüyor. Modern insanın ihtiyaçlarına cevap vermeyen gelenek ve inançların Japonya’da bile yeri yok.







