Arshavin: Rusya onsuz zorlanırken, onunla birlikte üst seviye bir takım gibi oynadı. Cezası nedeniyle turnuvanın ilk 2 maçında forma giyemeyen Arshavin ya da Rusların tabiriyle “Shava” (Küçük Köpek), 3. maça tasmasından kurtulmuş bir “terrier” gibi başladı. Şampiyona öncesi Xavi Hernández tarafından bile tanınmayan futbolcuyu artık herkes tanıyor.
Bob Marley: Bir “reggae” meraklısı olduğu söylenemese de Leo Beenhakker, Polonya kampındaki havayı şöyle özetledi: “Son Dünya Kupası’nda Trinidad ve Tobago’yu çalıştırırken güne Bob Marley'in sesiyle uyanıyordum, şimdi ise her sabah baş ağrısı ile uyanıyorum."
Co-Hosts: (Ev Sahipleri) Avusturya ve İsviçre belki gruplardan çıkamadılar fakat bu şok durum ya da kötü giden havalar dahi turnuvaya olan ilgiyi azaltamadı. Aslına bakılırsa turnuva sona erdiğinde UEFA EURO 2008 taraftar alanlarını 4 milyon kişi ziyaret etmişti.
Drama: (Dram) Philip Lahm’ın golü son noktayı koymadan önce geri dönüş üstüne geri dönüş gerçekleştiren Türkiye, turnuvada heyecan için bir anahtar kelime haline dönüştü. Ancak Fatih Terim'in öğrencileri geç kalmada yalnız değillerdi. Turnuvada atılan 77 golün 18'I maçların son 5 dakikasında atıldı.
Efficiency: (Verimlilik) Almanya, Türkiye ile oynadığı yarı finalde 3-2 galip gelirken kaleyi tutan 3 şutta 3 gol buldu. Türkiye aynı verimliliği gösterebilseydi, Terim’in talebeleri maçtan 11-3 galip ayrılmış olacaklardı.
Feel the Rush: (Hareketi Hisset) Final maçında sahaya çıkan Enrique Iglesias'ın “Sesimi duyabiliyor musunuz?” şarkısı resmi turnuva şarkısı olabilir ancak maskotların müziği olan Shaggy’nin “Feel the Rush” (Hareketi hisset) şarkısı taraftarların en çok eşlik ettiği müzik olmayı başardı.
Golden Generation: (Altın Nesil) Bulgaristan, Hırvatistan, Fransa, Romanya. Çoğu takım olaganüstü yetenekte oyuncuların bir araya geldiği bir nesil yakalamıştır ancak Portekiz bunu iki kez başardı. 90’ların ortasındaki Portekiz takımı yetenek doluydu fakat o neslin en büyük başarısı EURO 2000’de oynadıkları yarı final olmuştu. Cristiano Ronaldo önderliğinde yeni bir nesil ise Portekiz-severlerin beklentilerini bir kez daha yükseltti.
Hat-Trick: David Villa, D Grubu'nun ilk maçında Rusya'ya karşı 3 gol birden atarak, Avrupa Şampiyonaları tarihinde bunu başaran 7. oyuncu oldu. Bunu daha önce yapan oyuncular: Michael Platini (2 kez), Patrick Kluivert, Sergio Conceiçao, Marko Van Basten, Klaus Allofs ve Dieter Müller.
Sakatlıklar: Bu turnuvada sakatlıklar deyince akla ilk olarak Frank Ribery, Alexander Frei ve Türkiye kadrosunun yarısı geliyor.
Juan Carlos: İspanya İtalya'yı yenerek yarı finale yükseldikten sonra, bir gazetecinin “İspanya'yı yarı finalde favori görüyor musunuz?" sorusuna cevap veren İspanya Kralı Juan Carlos "Evet, şanslar %50, %50" dedi.
Klasnic: 2 böbrek naklinin ardından epey az insan 15 ay içinde ayağa kalkıp koşmaya başlayabilir. Daha da az insan böyle bir durumda futbol oynamayı başarabilir. Klasnic dışında hiç kimse böyle bir durumu Avrupa Şampiyonası’nda atılan bir golle süslememişti.
Lifeguard: (Can kurtaran) Avusturya ve İsviçre’de Semih Şentürk’ün David Hasselhoff’la tek ortak noktasının kırmızı şortu olduğunu düşünenler bir kez daha düşünmek zorunda kaldılar. İsviçre maçında oyuna girip takımına beraberlik golünü kazandıran Semih, çeyrek final maçında 122. dakikada attığı golle “can kurtaran” rolünü pekiştirdi. Philipp Lahm’ın golü olmasa yarı finalde bunu bir kez daha başaracaktı.
Mascots: (Maskotlar) 4 yıl önce "Kinas" isimli maskot yaptığı akrobatik hareketlerle dikkatleri çekmişti. Bu kez onlardan 2 tane vardı. Bunların saçları daha uzun ve dansları daha ilginçti.
Nihat Kahveci: Türkiye, Çek Cumhuriyeti maçının son 3 dakikasına 2-1 geride girmişti. Bu dakikada Nihat ilk önce takipçiliği ve Petr Cech'in inanılmaz hatasıyla topu ağlara yolladı, bu golden 2 dakika sonra ise mükemmel bir şutla takımının inanılmaz galibiyetinde başrol oynadı.
Oranje: (Portakallar) Hollanda turnuva boyunca Bernliler'in kalbini kazandı. Ama Bern'de yaşayanların fazla seçenekleri yoktu çünkü Fransa-Hollanda maçını izleyen 100 bine yakın Hollandalı, İsviçre'nin başkentinin nüfusunu iki kat artırdı.
Portuguese arrival: (Portekiz'in gelişi) Felipe Scolari yönetimindeki Portekiz, 1 Haziran'da İsviçre'ye vardığında mükemmel bir manzara ile karşılaştılar. Yaklaşık 10 bin kişi onlar için "Hoşgeldin partisi" düzenlemişti.
Quarter-finals: (Çeyrek finaller) İspanyanın 88 yıl sonra bir resmi maçta İtalya'yı yenmesi, Almanya'nın Portekiz karşısındaki 3-2'lik heyecen dolu galibiyeti, Arshavin'in müthiş oyunuyla Rusya'nın Hollanda'yı şoka uğratması ve o Türkiye-Hırvatistan maçı. Gerçekten hayret verici.
Reina: İspanya'nın yedek kalecisi Pepe Reina'nın babası Manuel Reina, Aragones hakkında şöyle konuştu: “İnsanlık durumu sizin hırslı olmanızı gerektirir, her zaman daha iyi olmak için aç olmanız ve daha çok başarı kazanmak istemeniz gerekir, bu Aragones'de bulunan bir özellik".
Schweinsteiger: Almanya'nın yıldızı bu turnuvada bir futbolcunun yapabileceği her şeyi yaptı. Gol attı, asist yaptı, sarı kart gördü, kırmızı kart gördü. Bunu başarabilen tek oyuncu 1984 yılındaki Avrupa Şampiyonası'nda oynayan Danimarkalı Klaus Berggren'di.
Thunder: (Gök gürültüsü) Haziran, Avusturya ve İsveçre’de pek çok kişinin hatırlayabildiği kadarıyla en ıslak ay oldu. Yağmur yüzünden İsviçre'nin St. Jakob-Park Stadı'nın çimleri değiştirilmek zorunda kaldı. İspanya-Rusya maçı öncesinde yaşananlar ise Frankenstein filmlerini andırıyordu.
Underachievers: (Bekleneni veremeyenler) EURO 2004'de Fransa çeyrek finalde Yunanistan'a 1-0 yenilerek turnuvaya veda etmişti. Bu turnuvada ise biraz daha yaşlanan kadro gruptan çıkmayı bırakın maç bile kazanamadı.
Vastic: Ivica Vastic, Avusturya-Polonya maçının son dakikasında penaltıdan golle, 38 yıl ve 257 günle Avrupa Şampiyonaları tarihinde en yaşlı gol atan oyuncu oldu. 35 yaşındaki Jan Koller ve aynı yaştaki Christian Panucci de listenin ikinci ve üçüncü sırasına kuruldular.
Walk in the park: (Parkta yürümek) Yine Beenhakker. Bu kez Almanya ile oynanacak maçın öncesinde konuşan Hollandalı teknik adam "Avrupa Şampiyonası'na geldik diye değişik şeyler yapacak değiliz, bu tabii ki parkta çıplak yürüyeceğiz anlamına gelmez, belli bir programımız var ve bunu uyguluyoruz. Ondan sonra da şarkı söyleyerek stada gideceğiz ama maçtan sonra nasıl döneriz bilmiyorum."
X-factor: (X faktörü) Hırvat teknik direktör Slaven Bilic'in inleyerek söylediği gibi Türk takımında bundan sürüyle vardı.
Yellow or mustard?: (Sarı mı hardal rengi mi?) İspanya'nın 2. formasının renginin sarı olması sorun yarattı. İspanyollar kendilerine sarı rengin uğursuz geldiğini düşünüyordu, Aragones ise bu konudaki soruya şöyle cevap verdi; "Bu yeni rengi hiç sevmedim, ancak sonuçta bu formayı ben değil futbolcular giyecek, ayrıca bu forma sarı değil hardal rengi."
Zidane: EURO 2008, 1994 yılından beri Zinedine Zidane'sız düzenlenen ilk büyük turnuva oldu.
Kaynak: uefa.com
![]()
Türkiye, UEFA'nın değerlendirmesinde 'heyecan için anahtar kelime' olarak nitelendirilip 'Dram' bölümünde yer aldı.
01-07-2008, Salı
Güncel.net
A'dan Z'ye EURO 2008
Avrupa futbolunun kalbinin attığı EURO 2008'e A'dan Z'ye bakış..
Semih, son dakikalarda attığı gollerle 'Cankurtaran' olarak listeye giriş yaptı.
Rus oyuncu Arshavin de, yaptığı çıkışla UEFA'nın listesine girdi. |
EN ÇOK OKUNAN FUTBOL HABERLERİ
|







